HaberlerGÜNCELKonuk Yazarlar

Savaş Kaçkınları

Savaş Kaçkınları

Osmanlı Türk devletini çökertmek için yüzyıllar boyu planlar yapan, Osmanlı bürokrasisine, ordusuna, bakanlar kuruluna hatta haremine bile casuslarını sokan ezeli ve ebedi düşmanlarımız, hasta adam adını taktıkları devletimizin tamamen güçsüz kaldığına inandıkları bir anda saldırıya geçtiler.

Resmi olarak, İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Rusya, Ermenistan tarafından işgal edilmiş görünüyordu ama bu orduların içinde neredeyse her milletten asker vardı.

Yani Türk milleti bütün dünya ile aynı anda savaşıyordu.

Üstelik düzenli orduların dışında, İngiliz kışkırtmasıyla ayağa kalkan kürt isyancılar, ermeni çeteciler, rum eşkıyaları ve arap ihanetleriyle de boğuşuyordu.

Hakkında idam fermanı çıkartılmış olan yiğit bir Türk evladı, asil milletini açtığı özgürlük bayrağının altına çağırırken şöyle diyordu:

-Ya istiklal, ya ölüm!

Esaret altında yaşamaktansa ölümü tercih eden asil Türk milleti, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün çağrısına uyarak mücadeleye başladı.

Ülke her cepheden kuşatılmış, yüzyıllardan beri doyurduğumuz, koruduğumuz kolladığımız bazı haramzadelerde bizi sırtımızdan hançerlemenin çabası içine girmişti.

Yani tehlikenin, ölümün nereden geleceği hiç belli olmuyordu. Ama buna rağmen Türk milletinin hiçbir ferdi kaçmayı, başka bir ülkeye sığınmayı düşünmüyordu.

Halide Onbaşı (Adıvar), Nezahat Onbaşı (Baysel), Erzurumlu Kara Fatma, Kastamonulu Şerife bacı, Halime Çavuş, Gördesli Makbule, Hafız Selma İzbelli, Çete Emir Ayşe, Adanalı Rahmiye hanım, Nene Hatun gibileri cephede aktif olarak savaşan veya cephe gerisinde hizmet eden on binlerce yiğit Türk kadınına sembol olmuşlardı.

Sadece kadınlar mı?

Eğitim, maddiyat, sanat, cinsiyet, sosyal statü ve yaşın hiçbir önemi kalmamıştı. Artık beşikteki bebeler hariç her Türk askerdi.

Galatasaray, Konya, Sivas, Vefa, İstanbul, Edirne, Balıkesir Liseleri başta olmak üzere yurdun birçok yerinden gönüllü olarak savaşa katılan lise öğrencileri “On beşli” türküsünün yazılmasına da ilham kaynağı olmuştu.

Ve bu sayede,

Üstünde yaşadıkları toprağı bir kez daha kanlarıyla yoğurarak vatan yaptılar.

Her toprağın bir bedeli vardır, alınır, satılır…

Ama vatanın bedeli kandır…

Kanla alınır, kanla verilir.

Vatan bilincinden uzak yetişen insanlar, devleti savaşa girince kaçacak yer arar…

Mesela güney komşumuz Suriye Arap Cumhuriyetinde asayiş bozulunca ülke nüfusunun neredeyse üçte biri başka ülkelere kaçtı. Aynı tabansızlığa daha önce Irak’ta, kısmen de Ukrayna’da şahit olmuştuk…

Maalesef bu savaş kaçkınlarının büyük çoğunluğu Türkiye’nin hoşgörüsünden faydalanarak ülkemize yerleşti. Sadece onlar mı?

Afganistan, Pakistan, Somali, İran, Irak, Ermenistan, Filistin, Myanmar, Senegal, Nijerya ve benzeri geri kalmış ülkelerden milyonlarca insan kaçak yollardan veya sığınmacı olarak ülkemizde bulunmaktadır.

Bu milletin maddi ve manevi olarak yeni sığınmacı kabul edecek durumu kalmamıştır.

İsrail Filistin savaşından kaçacak olan hiçbir İsrailli veya Filistinliye kapımızı açmayalım.

Ülkesi savaşta olan insan, devletini, bayrağını, toprağını ve namusunu korumak için yaşına başına bakmadan gidip cephede savaşmalıdır.

Zaten kendi canını, devletinden, bayrağından, vatanından ve namusundan önde tutan bir insan Türkiye Cumhuriyetinde yaşamayı hak edemez.

Askerden kaçana kız bile vermeyen asil milletimiz, geçmişte savaştan kaçanları divanı harbe göndermiş ve en ağır şekilde cezalandırmıştır.

Şimdi ne oldu, eski çamlar bardak mı oldu?

Yaralılarını tedavi edelim, hastalarını tedavi edelim, tıbbi malzeme gönderelim, temel gıda ürünleri ve insani yardım malzemeleri gönderelim, gerekirse nakit para bile gönderelim ama savaştan kaçanlara kucak açmayalım.

Savaştan kaçmak, devletine ve milletine ihanet değil midir?

Kendi devletine ve milletine ihanet etmiş olan insan fırsatını bulunca bize neler yapmaz?

Bizim lügatimizde savaştan kaçanların adı, “savaş kaçkını”dır ve daha fazla savaş kaçkınına kucak açmak istemiyoruz.

 

Toplum mühendisleri tarafından hazırlanan proje kapsamında önümüzdeki dönemde dünyanın en büyük sorunu göçmenler olacaksa, bizim bu dalgayı en az zararla atlatabilmemiz için yeni sığınmacı kabul etmememiz ve mevcut sığınmacıları da bir an önce geri göndermemiz gerekmektedir.

 

İmam Hüseyin SAVAŞ

11.10.2023 / AYDIN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir